Simdi efenim,
Her zaman ki gibi 'glog'umu ihmal yazisi yazabilirdim ama oyle yapmayacagim... Direk giriyorum. AFS deneyiminin bir parcasi olan bu calisma haftasi bana ne acaip seyler katti anlatamam. Buradaki calisma hayatini gormeyi gectim, onun icinde bilhassa bi de ben yer aldim. Bi de bu calisma haftasinda insan lokal bir gazetede Norvecce yazi yazip onlari yayimlattigi icin biraz garip hissettim kendimi. Neyse ilk once bu is bulma zimbirtimdan bahsedeyim sizlere. Ilk once benim aileme bi tane mail gelmis, iste ogrencinizin Norvec calisma ortamini gormesi icin calisma haftasi duzenliyoruz, bi is bulun ogrencinize, orada diledigince kafasi surtulsun, falan fisman. Bu mail benim aileme gelir gelmez aile bana veriyor bu maili ve Emre, ne gibi bi is seversin ben bilmem ama bi is sev ve yap bu haftada diye kafamda dikiliyorlar. (Esasi boyle degil ama biraz daha kibar... Ailemin super oldugunu daha once de belirttim.) Ben de diyorum ki hmm ne yapsam ne yapsam... AFS'de bizim kreslerde ve kucuk bebe okullarinda calisabilecegimizi belirtmis. Tam bana gore ya... Kucuk ve sonsuz sayida cocuk... Dalga falan mi geciyor bu AFS der demez, alt taraftaki yaziya gozum ilisiyor ve orada diyor ki: 2-3 adamda lokal TV'de calismisti, bi bak... Neyse benim aklima buradaki lokal gazete geliyor: AMTA... Simdi burada 5 ay kalmissin, Norveccen ana dilin degil ne kadar iyi bilsen de, bi de gazetede caliscaksin... Oldu lan! Kim seni ise alir, alsa bile cayci falan yapar. Ama ben biraz aptal oldugum icin bunlari dusunemeden, ayaklarim Amta'ya dogru yola koyuldu ve ofisten iceriye adimlarini attilar. Iceriye biraz bakindim, kic kadar bi ofisti, icinde sadece bir adam oturuyordu: Gaute. Naber falan fisman diye norvecce giriyim dedim konusmaya, yemedi, hemen ingilizceye dondum. Durumu anlattim, bir hafta caliscam, Norvecce konusamam ama yazarim, fotograf da cekerim falan diye yalvardim adama ki adam dedi ki ben sorumlu degilim sorumlu adam burada degil, yarin gel.... Hadi... Kim ugrascak... Neyse sabah kalktim, okula falan git gel, sonra yine ayaklarim Amta'ya dogru yoneldi. Gittim amtaya gir iceriye bak falan, sonra Gaute'ye merhaba de ve sorumlu kisiyle konusma talep et... Sonra Gaute goturdu beni o kisinin odasina. Kisinin adi Erik... Yine ayni naiflikle konusmaya norvecce basladim, ama tikandim hali hazirda, ingilizce yine devreye girdi. Konus sohbet et, norvecce yazabilecegini ima et falan fisman. Adam dedi ki bi bakalim yarina kadar ben dusunuyum, sana yarin haber veriririm. Hadii.... Neyse sabahtan biraz okulu ekerek gittim ofislerine. Hemen Erik'in yanina damladim ve sordum: Ne dusundun? O da dedi ki: Tum gece seni dusundum (!).... Ve cevabim evet... (ve yanagima bi opucuk konduruverdi?!) Neyse ben de sevindim, ne yapabilecegimi konustuk, o da dedi ki fotograf cekebilirsin veya gazetede bir seyler yazabilirsin... Oha dedim noluo lan? Norveccemin cok iyi olmadigini bile bile bana is vermek her yigidin harci degil dimi? Neyse sonra annemi arayip Norveclilerin 'kreyzi' olduklarini soyledim ve bu blog burada biter... Bunun devami gelcek, kings of convenience blogu gibi 'inconvenient' olmayacak...
Ha Det Bra... Søttinger...
Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...
Friday, 22 January 2010
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment