Sunday, 20 December 2009

Nokta nokta nokta...

Simdi hicbir sey soylemeden, ciddi bir yazi yazmaya basliyorum. Bu anlatacagim herhangi eglenceli veya ilginc bir olayla ilgili degil. Buradaki artan farkindalik seviyemin bloguma az biraz yansimasi... Neyse ben lafi uzatmadan, can alici noktaya geceyim.

Bati, bati, bati dedik; sonrasinda ise medeniyet dedik, ozendik onlarin ilim irfanina. Daha dogrusu ozendirildik. Ingiliz emperyalizmi, bir milletin azmi ve bir onderin ileri goruslulugu ile yenilgiye ugratildi; dedik. Ki netekim dogruydu dediklerimiz. Gurur duyduk yaptiklarimizla, her yigidin harci degil, dedik; heralde de degildir, cok az sayidaki tufeklerle, toplarla, mermilerle ve en onemlisi inancimizla yendik dedik tek disi kalmis canavari. Yendik de.... Sonra milletimizin savasta azmini korukleyen adam cikageldi, daha onceden duymadigimiz bir seyler dedi; bilim, edebiyat, dil, kilik, kiyafet, medeniyet, mentalite... Dedikleri dogru muydu yanlis miydi, cok iyi bilemedik ama medeniyet diyordu, bati diyordu, batiyi bize guclu kilan, bizi de guclendirir dedik. Inandik yaptiklarina... Ama sadece inandik, anlayamadik ne yaptigini. Sonra o bir gun, her insanin kacinilmaz sonuna yenik dustu, ama demisti ki: Benim aciz vucudum elbet bir gun toprak olacaktir. Ama Turkiye Cumhuriyeti ilelebet yasayacaktir. Sonra mirasina sahip cikmaya calistik, yaptiklarini anlamadan taklit etmeye calistik; yaptiklarini ovduk ki ovulmeye degerdi ama sadece ovmekle kaldik, her yere heykellerini diktik ama bir tek kafamizda bir heykeli yoktu. Olmeden once bize alti tane ilke birakmisti, 'Ne yapin, ne edin bunlari anlayin ve koruyup kollayin' diye, biz tamam dedik ama anlamadik, gecmisimiz bugunumuze agir basti; yavas yavas kaybolmaya basladi orjinalleri bu ilkelerin, yerlerine farklilasmislari, somurulmusleri geldi. Peki neydi bu ilkeler? Devletcilikti biri, anladigimizi sandik, ama her seyi ozellestirdik. Sonra cumhuriyetcilik geldi, 29 ekimlerde kutladik, siirler okuduk, ovduk Ataturk'u, okullarda torenler yaptik, torenlerde ogrenciler sikilirken okullara kilitledik onlari... Ee sonra, cumhuriyetcilik derken, demokrasi derken, muhalefet olanlari susturmaya calistik, onlari Sivas'larda yaktik... Bir de milliyetcilik vardi... Ama bu oyle bir milliyetcilik degildi; tarihinizle, ilminizle gurur duyun demisti yine o bizlere... Biz ne yaptik? 'Ne mutlu Turkum diyene' sozunu her gun alti yasindaki cocuklara okuttuk, anlayamadik Turk'um demenin nasil mutlu ettigini. Biz de dedik ki, Turk olmak asil mutlu eden, gurur veren... Halbuki degildi, tarihimizin ihtisami, gorkemi, belki de tarihimizdeki hatalardan nasil dondugumuz veya donduruldugumuzdu; gurur vermesi gereken... Biz hayir dedik, Turk olmak asil gurur, mutluluk... Sonra birileri cikageldi, hayir, Turkluk degil gurur veren, baska bir seyler soylediler, mesela Turk olmadiklarini... Biz onlari yok saydik, milliyetciligimizi duvar yapip aramiza koyduk. Halbuki Ataturk, kimi disladigimizla degil, kimi icimize aldigimizla gurur duymamizi istemisti, Turk olarak tek bir kimlikti amaci. Biz Turklugumuzu yediremedik icimize, alt kimlik sorununa indirgedik. Bir de halkcilik vardi, herkes kanun onunde esitti ve oy kullanma hakkina esitti. Sonra zaman gecti, hukumetler gelip gecti, herkes yine esitti ama bazilari daha da esittiler. Herkesin oy kullanma hakki vardi. Ama biz karilarimizi zorladik, benim oy verdigim partiye oy ver diye... Bazilari ise, baklava caldiklari icin kucuk bir cocugu iceriye tikarken; bazi esitlikci insanlar ise hortumculari el ustunde tuttular, yemediler yedirdiler adeta... Sinif farkliliklari olustu yavas yavas... Ideolojiye gore, maddi duruma gore. Ulusalcilar, dinciler falan fisman... Yasa yapma hakki butun halkindi, yine zaman akip gitti, yasa yapma hakki sadece bir sinifa ait oldu... Bir de laiklik vardi ki sormayin... Din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi diye tanimladik okullarda, sonra 'birileri' yine her zamanki gibi cikageldi ve dedi ki: 'Devlet dinsiz mi? Olur mu oyle sey!'... Sonra tanimi biraz daha kesinlestirdik... 'Devlet tum dinlere ve o dinlere inananlara esit uzaklikta' fikrini one surduk... Yine tutmadi... Laik devlet duzenini, dinsizlik gibi gorduk, dusman bildik yukardakine... Geriye tek bir ilke kaldi elimizde: Devrimcilik... Belki bu ilke en fazla ragbet goren ilkeydi ama nasil ragbet gordugunu siz benden daha iyi biliyorsunuz... Bu devrimcilik fikrini de biraz degistirdik, basina bir kelime daha gecirdik 'KARSI' diye... Yine devrimciydik ama Ataturk devrimlerine karsi devrimciydik.

Peki neden boyle oldu? Tam bir sey soylemek cok cok zor... Ben sadece basit bir seyleri fark ettim, bu Norvecte, esasinda tek bir sey fark ettim. Fark ettigim sey ise biz bu devrimleri kafamiza degil, kalbimize yazmisiz. Inanmakla yetiniyoruz sadece, sembollestirmisiz; bir bust ile, bir heykel ile taslastirmisiz onlari. Sadece her bayram geldiginde biraz tozunu aliyoruz, o kadar...

Bu batinin farki ne? Medeniyet, ilim, irfan pesinden kosan toplumlar diye betimliyoruz onlari... Ama onlarin bizim gibi ilkeleri yok, sinirlari cizilmis ilkeleri. Garip bir seyler var, bu insanlarin farki ne olabilir? Cevap basit, ve yine anlattiklarimin sigligi kadar sig. Onlar bu ilkeleri kalplerinde tasimiyorlar, akillarina yazmislar; bu fikirleri sembollestirdikleri bir bust de yok... Akillarina yazmislar, ana dilleri gibi biliyorlar. Hani nasil ana dilinizi konusurken, hic dusunmezsiniz sadece konusursunuz, fikirleriniz onun uzerine sekillenir, onun gibi... Bir de bize bakalim, Ataturk ilkeleri bizim icin bir ana dil degil, bizim dilimize cok yabanci bir dil sanki... Onu ogrenmeye calisiyoruz ama buyuk bir cogunlugumuz basaramiyor. Ogretim teknigi cok ilkel belki de... Sadece gramerini ogreniyoruz, sozcukler ortada yok, konusmaya kalktigimizda basaramiyoruz. Ama sozcuksuz gramer ne isimize yarar ki?

Yazacaklarim bu kadar... Amacim ne kimseyi incitmek, ne de kimseye karsi cephe almak... Amacim sadece fark ettiklerimi biraz satirik bir dille sizlere aktarmak... Benim gibi dusunmeyebilirsiniz, ona saygim sonsuz ama durum bana gore boyle dostlar...

Sizlere Norveclerden selam ederim... Surcu lisan ettiysek affola...

Monday, 23 November 2009

Kings of Convenience konseri - 2

Hah blog nerede kalmistik?

Hah fikirden bahsetmistim en son? Fikir bu pankarti NT (national theatre)'de tutmakti. Sonra fikrimizi kagida doktuk Lasse ile. Bu sirada da mal mal geyikler donuyor ortada bi de. Adam sana tecavuz etcek, gobek deligi falan fisman Norvec geyikleri dondu ortada ama biraz garipti bunlarin soylenmesi acikca o heyecanin uzerine. Saat 4 gibi okuldan cikip, trikk'e atladik. NT'ye en yakin yerde inip yurumeye basladik NT'ye dogru. NT'ye geldigimizde Lasse metroya bindi, ben orada bi tane su selalesi gibi bisiy var oraya cikip beklemeye basladim, elime kagidi da aldim. Bekliyorum, tabii dogal olarak insanlar da garip garip bakiyolar. Neyse adam cika geldi. Hey naber adamim falan diye olay donerken (bu arada adam cok tatli bi adamdi... boyle dolandirici bi tipi yoktu yani) hadi sen parayi ver ben de bileti vereyim konusmalarina girildi. Adam bi basladi dirdira, ben mal gibi kaldim acikcasi, daha dogrusu kuskulanmaya basladim. Adam dedi ki: Benim elimdeki bilet bilgisayar ciktisi. Ben bunu istesem cogaltip baska birilerine satabilirdim ama yapmadim. falan fisman gibicesine tripler. Ne demisler yarasi olan gocunur. Neyse aldim bileti denemeye deger diye. Bu arada adam benden biletin ayni parasini aldi, kar elde etme amaci yoktu. Bu biraz kuskumu dindirdi. Bi de dusundum ki adamdan ben 2 bilet istemistim ama adam bana 1 biletinin kaldigini soylemisti. Dolandirsa beni iki tane satardi dedim. Sonra tabi oldum 'Ooooh'!!!

Neyse bileti aldim, Anina'yi arayip kendisi icin uzgun oldugumu, kendisine bilet bulamadigimi soyledim, o da cok bisiy demedi. Acikcasi onun amaci bana eslik etmekti, konserle cok alakasi oldugunu sanmiyorum. Konser alanina dogru gittim. Kisa bir yoldu, hatta yolda giderken bedava gazete satan bi yer gordum, gazete almaya kalktim, dagitan adam bana gazete kampanyalarindan bahsetmeye basladi, mal gibi kalip yoluma devam ettim. Konser alanina vardigimda saat 5 ti ki kapilar 8 de aciliyordu. 3 saat boslugum vardi.

Elisabeth'i aradim. Kolombiya'dan cok cok tatli bir insan, KOC biletlerini aldiginda beni aramisti beraber gidelim mi diye sormak icin ben de olur demistim. Elisabeth'i aradim, dedi ki arkadasimla opera binasindayim en kisa zamanda gelecegim dedi. Aramamdan 1 saat sonra geldi bi arkadasiyla beraber. O arkadasinin adi da Helena, o da Elisabeth gibi iyi biriydi. Onlarla deli de luca ya gidip sicak cukulata ictik, mutlu olduk. Sonra biletlerden, yasadigim olaydan bahsettik. Ve o sirada kafama bi 'bok' daha takildi. Biletin uzerinde isim yaziyordu ve giriste kimlik kontrolu vardi (+18 olayi). Isimler uyusmazsa almazlar diye dusundum ve icime yeni bi kaygi dustu. Elisabeth ve arkadasi bir sey olmayacagini soylediler, ben de onlara inanmayi tercih ettim.

Deli de lucada cukulatalarimizi ictikten sonra disariya ciktik. 1 saat boslugumuz vardi gecirmemiz gereken. Biz de sokak kenarina comduk. Onlar sigaralarini yaktilar ben de koyu bi sohbet baslattim, aileler, dil, arkadaslar uzerine. Baya bi muhabbet ettik. Cok bi ozelligi olmadigi icin bisiy yazmiyorum, basit bilgi degisimleri acikcasi. Kapilarin acilmasina 15 dkka kala kapinin etrafinda insanlar belirmeye basladi, biz de o beliren insan grubuna katildik.

Beklemeye basladik. Biz biletlerimize, biletler bize bakarken, kapinin oralarda beklesen iki tane hos guzel insan gordum. Gittim yanlarina merhaba dedim. Simdi diyceksiniz ki OHA! Ama demeyin cunku bu iki insani okuldan zaten taniyordum. Merhaba aa naber muhabbeti gecerken, aa sen 18+ misin muhabbetine girildi, e heralde dedim. (Ben 2. siniftayim onlar 3. sinifta esasinda benim 3. sinifta olmam lazim ama olmuyor iste) Bu grubu nereden tanidigimi sordular, ben Turkiye'den tanidigimi soyledim, sasirdilar, bu kadar populer olamaz dediler ben de degiller dedim. Sonra yasadigim heyecanlardan bahsettim, oo oldular. Sonra konusma biraz mala baglamaya basladi ki ben hemen aa gitmem lazim deyip o kesimden ayrilip elisabethlerin yanina dondum. Kapilarin acilmasina 10 dkka var.

Elisabethlerin yanina dondugumde iki tane norvecli 'kiz' duruyordu. Soguk insanlara benziyorlardi biraz ama degilmisler anladim... Ya bu kizlari aklinizda tutun (ikisini birden aklinizda tutmaniza gerek yok, birini tutsaniz yeter), ileri de adi gecebilir, derken zil calar ve ben giderim.

Heyecanlanin biraz....

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...

Kings of Convenience konseri - 1

Sevgili blog,

Simdi yazacaklarimi bi daha yasamam ve anlatmam imkansiz gibi gorunuyor, o yuzden dikkatli dinleyin...

Simdi benim cok sevdigim bi grup var, adi da kings of convenience... Ve bu grup norvecli ama ben bu grubu buraya gelmeden once de biliyordum ama onemli olan bu degil. Onemli olan bu grubu ne kadar sevdigimdir. Cok acikcasi.

Konserden 1 ay once falan gibi bi zamanlarda bu grubun Oslo'ya gelecegini local contact'im Anina'dan duymustum. Duydugum gibi de sevinmistim ve o siralar Anina'nin dogumgunuydu. Ailecek bi kutlama yaptiklari zaman ben de onlarda kaliyordum. Iste guzel bi kahvalti hazirlandi Anina uyurken. Uzerine mumlar dikildi, hediyeler hazirlandi falan. Anina uyandirildi, hediyeler verildi. Sonra sonra sonra babasinin agzindan bi cumle cikti: Dogumgunu hediyesi olarak size bu konserin biletlerini alacagim. Ooh tamam dedim. Para vermeye de gerek kalmadi, ugrasmaya da. (Sen oyle san Emre...)

Konsere 1 hafta kala biletlerin durumunu sormak icin Anina'ya ve babasina telefon mesaji attim. 3 gun cevap gelmedi. Biraz kuskulandim dogrusu acaba bileti aldi mi almadi mi diye. Koca adamdir, alcam dediyse almistir dedim, biraz daha bekledim. Sonraki gun Anina'dan ve babasindan mesaj geldi. Biletler alinmamisti. Sictim dedim. Bu release konseriydi, bi daha Oslo'ya gelseler bile bu konser kadar iyi olamazdi. Hemen bilgisayara kostum. www.billettservice.no'ya girdim, bilet kalmis mi diye baktim. Bilet var gibi duruyordu ama az kaldigi belirtilmisti. Ama heralde guncel bi site degildi, bilet bulamadim. Cok cok cok uzuldum, hayal kirikligina ugradim, Anina'ya ve babasina sovdum. Cikis yolu yoktu, bu site bilet satilan tek siteydi.

Hayal kirikliklarimi kafamdan attiktan sonra garip cozum yollari aradim. Tam da ararken aklima Baris Boyraz beyin taktikleri geldi. Bilindigi uzere, Mr. Boyraz Tori konserini kacirdiktan sonra Tori'ye bi sekilde ulasmis, onla muhabbet etmis, sonra da konserine bi sonraki gun 'davet edilmisti'. Tori tarafindan tabii ki. Ben de basladim grup uyelerinin telefon numaralarini aramaya. www.gulesider.no (sari sayfalar turkcesi) ne yazdim adlarini. Iki uyenin de telefonu cikti ama sadece ev telefonlari. Sonradan gordum ki 'Eirik Glambek Bøe' nin cep telefonu da orada duruyormus. Allah dedim. Hemen telefona sarildim. 3 kez aradim, cevap yok, acan yok. Ben de mesaj biraktim. Cok buyuk hayraninim, konserine gelmem lazim, Turkum, dogruyum, degisim ogrencisiyim diye. Ama Allah razi olsun bi cevap gelmedi. Ama umudumu yitirmedim.

Konser gunu geldi catti, ben adamdan hala cevap bekliyorum. Cuma gunu oldugundan dolayi konser, oncesinde okula gittim. Ilk ders de Tarih ve Felsefeydi. Lasse'nin yanina oturdum, bilet aradigimi falan soyledim. Haa bi dakka, ben konserden onceki gun, eger grup uyelerini gorebilirsem diye, konser salonuna gidip beklemistim. Ama bi bok olmamisti. Neyse Lasse'nin yanina oturdum, soyledim durumlari. O da dedi ki: Bilet ariyorsan, www.finn.no ya gir orada kesin biri satiyordur dedi. Norvecin 2. el portaliymis falan fisman. Ben de girdim hemen. Bi kiz satiyordu bilet. Oo nasi mutlu oldum, kiza hemen bi mail attim, daha dogrusu Lasse norvecce bi mail atti sagolsun. Sonra bekleme sureci basladi. 10 dakikada bir gelip gidip bilgisayari kontrol ettim 2 saat boyunca cit yok. Neyse hukuk dersi saati geldi catti. Hic bi bok anlamadigimdan dolayi ve dersin islendigi ortamda bilgisayarlar bulundugundan dolayi, hemen bi daha bakiyim dedim. Bi baktim ki www.finn.no'ya adamin biri daha satisa cikarmis biletleri. Hem de iki tane. Oo nasi mutlu oldum, dersten cikinca adami hemen aradim. Sacma salak cumleler sarf ettikten sonra adama (mesela bu konsere gitmem lazim, yoksa olucem falan gibisinden) adam dedi ki sakin ol, ben bi tane bileti sattim, elimde bi tane kaldi dedi. Hemen bagirdim adama bu bilet satilmiycak sonra pipini keserim diye. Bu arada da Anina yi sikledigim yoktu, kendimi dusunuyordum sadece. Adama bulusma saatini ve yerini belirttim: 16.30 National Theatret...

Bundan sonraki ders saatleri gecmek bilmedi ve cok sikiciydi. Ama gecti sonucta. Okul ucte bittiginden dolayi kutuphanede Lasse ve baska arkadaslarla bekledik ama o sirada kafama bi sorun oturdu: Adam beni nasi taniyacakti. O sirada Lasse'nin aklina bi fikir geldi: Bi kagit hazirladim. Kocaman harflerle KINGS OF CONVENIENCE yazdim. Altina da biraz kucuk harflerle 'Jeg venter på billett' yazdim (Turkcesi bilet bekliyorum). Fikir bunu kalabalik bi mekan olan NT'de tutmakti.

Ve biraz bekleyin zil caldi. Ikincisi de geliyo. Hem daha da heyecanli.

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...

Tuesday, 15 September 2009

Ihmal yine...

Sevgili blog,

Yine seni ihmal ettim biliyorum... Cok cok cok uzgunum ama yazmak inanilmaz zaman aliyor anla beni... Nasilsiniz millet? Beni soracak olursaniz ben mukemmelim valla. Sikici bir okul gununden sonra salsa zamanini beklerken bu blogu sizlere yaziyorum.

Ne yazsam ne yazsam... Kararimi verdim. Sizlere yanlis bi' aliskanligimdan ve burada o aliskanligimdan kurtulmayla ilgili ne kadar gelisme kaydettigimi anlatacagim. Merak ettiniz dimi o aliskanligimi... Birazcik sir olarak kalsin yazimin geri kalaninda anlarsiniz :) ... 2 gun once, Anine'nin dogumgununden bir gun once, benim ailem Ingiltere'de tatildeyken, local contact family'm le yemege ciktik. Guzel manzarasi olan bir restorandi, guzel bi' mekana benziyordu. Disariya oturduk. Anine, Håkon ve ben... Sonra Håkon bi' kac tane arkadasini gordu mekanda. Yok yok bi dakika, size fiyatlardan bahsedeyim. Ben bi' hamburger siparis ettim (ucuz oldugundan oturu, ucuz olan seyin fiyati da 30 ytl!) onlar da tavuk siparis ettiler onun fiyatini telaffuz bile etmek istemiyorum. Neyse Håkon'un arkadaslarindan birisi geldi yanimiza, birasi ile oturdu masamiza. Sonra onun kizi da masamiza geldi, bir sandalyeye dayanarak bi' kac kelime norvecce konustu, biraz anlamama ragmen cevap veremedim uygun bir dille. Bu kiz masamiza geldiginde garip bi' sekilde ilgimi cekti, ama hemen umitlenmeyin, guzelligi ile degil, garipligi ve giyimiyle... Saclari siyaha ozensiz bir sekilde boyanmisti, neredeyse transparant siyah bi' bluz giyiyordu. Altinda pantalonumsu bir etek vardi ben ne oldugunu anlayamadim dogrusu... Kilolu bir insandi. Yuzunde abarti bir makyaj vardi, dudaklari kan kirmizisi, gozlerinin etrafi makyajdan komur karasi idi. Masamiza oturduktan sonra acaip acaip yuksek sesle bir seyler soyledi, soyledikleri komikti ki Anine guldu. Bu arada kizin adi Uda'imis. Cok cok ilginc geldi bana, basit bir 'emo' insani ve salak birisi gibi gorundu acikcasi.

Bu yemek seremonisi bittikten sonra Anine ile ben bu sefer 'Garage fest' denilen bir partiye aktik. Cok buyuk capli bir sey degildi ama yine de baya adamla tanistim. Anine'nin tum dostlariyla ve onun da tanimadigi baya bi' insanla tanistim. Bu arada bu parti insanlarinin arasinda Uda da vardi ve cok iyi bir sekilde egleniyordu. Bu festival bir 'rockfest'idi, cikan gruplar cok aptaldi ama sondan bir once cikan grup cok cok iyiydi, en azindan muzige inanan insanlardi. Son grubu beklerken baya bi' konusma ortami olustu, sohbet muhabbet falan fisman. Son grup sahneye cikinca yeniden sahne kenarina donduk ve grubu dinlemeye basladik... Ama berbatlardi ve ustune ustluk bunlar Ingiltereden konser vermeye gelmisler.. Puff kim bunlari cagirmissa bok etmis... Bu arada bizim disimizdaki herkes kulak tikaclariyla duruyorlardi, zaten ben bunu fark ettikten sonra hemen kendimi disariya attim, sonra Anine ve 2 arkadasi da benim arkamdan geldiler... Sonrasinda Anine'nin arkadasinin evine gittik. Orada sohbet muhabbet yine ve birazcik da icki. Norvecte herkes partiye kendi ickisini getiriyor, icki cok pahali bi' meret burada. Biraz cakirkeyf olduktan sonra bir de saate baktik, saat 2. Neyse kalktik masadan Anine ile, Uda da oradaydi o da pesimizden geldi.

Sonra Uda ile konusmaya basladim. Cok fazla muhabbetim olmamisti acikcasi ondan once. Otobus duragina dogru yururken bazi seylerden konu acildi, mesela politika, mesela Turkler falan fisman... Cok iyi ingilizce konusuyordu. Ve konustugu konular ve savundugu fikirler inanilmazdi, ve onlari savunus bicmi nefes kesiyordu. Ve benim uzerimde ustunlugunu kurdu, konustugu konular hakkinda bazen hicbir bilgim bile olmuyordu. Super bi' sekilde etkilendim dogrusu, ve bunlardan bahsederken takindigi tavir inanilmaz mukemmeldi. Turkiye'de 321231 sene siyaset bilimi okumus profesore basar gibime geliyor... Ve Anine'ya sordugumda derslerinde de cok basarili oldugunu ogreniyorum....

Sonuc olarak, buradaki insanlarin cok farkli tarzlari var. Birisi metal dinliyor, birisi pembe pembe daracik pantalonlar giyiyor, birisi bikiniyle okula geliyor. Ama tek bir ortak noktalari var: Hepsi dolu insanlar, eglenmeye geldiginde is mukemmel bi' sekilde egleniyorlar ama is ciddiye binince hepsi ciddilesiyor. En ciddi tavirlarini takiniyorlar, eger ciddiyetlerini bozmaya kalkarsaniz ciddi bir duvarla karsilasiyorsunuz. Ve tarzlari ne olursa olsun, hepsi belirli bi' konu hakkinda fikir sahibi ve onu her sartta savunmaya hazirlar.

Ve ben de ogrendim ki... Kimseyi dis gorunusune gore degerlendirmemek gerek. Turkiye de cok yapiyordum bu aliskanligi ama artik yapmamaya karar verdim. Turkiye de bazen tutarli olsa da burada hicbir zaman tutarli olmuyor... Artik dis gorunus benim icin cok bi' sey ifade etmiyor, igrenclesmeme kosulu ile :)

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad igjen...

Thursday, 10 September 2009

Istiklal Marsi....

Sevgili 'gunluk',

Blog, blog, blog... Bugun neler yaptim biliyor musun? Istiklal Marsi'ni bi' kac sinif arkadasimla beraber sinifa sundum. Guzel bi' sunum oldu acikcasi ve Norvecli insanlarin nasi' calistiklarini ve neleri ciddiye aldiklarini gozlemleme firsatim oldu bu sirada...

Simdi 1 hafta once Norvecce dersi ogretmeni sinifi 4 kisilik gruplara ayirdi ve herbirine milli marslarla ilgili bir konu verdi. Ornegin bir grup Norvec milli marsini konu edinirken, diger grup Avrupa birliginin ortak bir marsi olup olmamasi gerektigini konu edinmisti. Bizim konumuzda 'Turkish national anthem'iydi. Neyse grubumdaki insanlar hemen calismaya konuldular kutuphanede. Ben sasirdim, biraz yavas olun daha bir hafta var falan demek istedim ama demedim tabii ki. Konuyla ilgili ingilizce bilgileri wikipedia yardimiyla hemen buldular, konunun anahatlarini cikardilar, ve konuyla ilgili alt basliklari esit bir sekilde herkese dagittilar. Bana Istiklal Marsi'nin anlami dustu. Bu alt basliklari dagitma seremonisi bittikten sonra, hemen kendi konularina yoneldiler. Internetteki bilgiler cok detayli olmadigi icin cogunlukla bilgi kaynagi olarak beni kullandilar. Gereken bilgileri kucuk notlar seklinde yazdilar ve hazirlayacaklari metini nasil hazirlamalari gerektiklerini tartistilar ve bu sirada da ben oyle boyle Facebook'tur falandir filandir dolasiyordum internette. Neyse okul bitti, onlar isin cogunu bitirmislerdi ben de hala tik yoktu. 2 gun sonra yanima geldiler, hazirladin mi metnini diye. Ben hele bi' dur pozisyonunda yalandan bir 'Evet' dedim ama 'yanimda degil'... Onlarda sunum icin bir prova yapmamiz gerektigini soylediler. Ben yine kaldim, ne kafamda bir fikir ne yazili bi' metnim vardi. Neyse onlar provalarini yaptilar, ben de dogaclama bi' seyler soyledim. Sunuma bi' gun kala metnimi hazirladim, calistim falan filan ama son gun yine :)

Sira geldi sunuma. Cok da zor olmadi, konular iyi bolusturulmustu, herkes kendi sirasi geldiginde konusuyordu, ama Norvecce. Ben elimden geldigince takip etmeye calistim grup arkadaslarimi. 1. arkadasim, Ingvild, konusmasini bitirince, ben hemen bilgisayardan Istiklal Marsi'ni caldim ama ses biraz yuksekti ve siniftaki insanlar bizim marsimizi biraz garipsediler, normal karsiladim tabii ki... Mars bittikten sonra sira bana geldi, ben hemen dili norvecceden ingilizceye cevirdim dogal olarak, cunku istiklal marsini anlatacak kadar norveccem yoktu. Neyse kendi metnimi anlattim, ama baya heyecanlanmistim, ilk defa yabanci bi' ulkede boyle bi' sunum yapiyordum haliyle. Ama yine de basariliydi, dilim surctu arada tabii ki.

Iste simdi de ogle tatilindeyim. Bunu vakit kaybetmeden size aktarmak istedim, cunku erteleyince kafamdaki her sey siliniyor sadece anahatlar kaliyor...

Norvec guzel ulke ya.... Jeg er glad...

Wednesday, 9 September 2009

Sutlac...

Sevgili blog,

Selamlar yeniden... Ne zamandir bloguma yazma firsati bulamiyordum acikcasi. Ama bugun 2 derslik bos saatim var, ben de bunu degerlendirmek istedim... Neyse kac gundur yazmiyorsam bugun telafi edecegim sanirim... O zaman donelim hadi Cumartesi'ne...

Cumartesi gunu, 'vertssøstre nr.2'im olan Cecilia'nin erkek arkadasi Lage'nin ailesi bize yemege geldi. Yemeklerdir, salatadir, sudur, budur hazirlanacak. Bana da bir gazdir geldi ki Cuma gunu, dedim ki tatlinizi da ben yapayim... Onlar da olur dediler haliyle ama biraz korktu ailem... Dedim ki siz bi' de ortaya 'rescue plan' tatlisi yapin, benim ki olmazsa onu yeriz dedim. Ona da tamam... Ve bu arada yapmam gereken tatli da 'sutlac'. Annemi arayip tarifi postalamasini istedim. O da canimcim sagolsun yolladi... :) Alisveris yapildi, sut, seker alindi, ama pirinc yok? Baska bir markete girdik, orada pirinci bulduk ama 3 farkli tip pirinc vardi. Ben de goz yordamiyla birini sectim... Sectigim pirinc Thai pirinci cikti ama bunu alirken fark etmedim... Alisveris bitti, eve donduk... Ben hemen ise koyuldum. Pirincleri yika, suyla pisir, sutu ekle, seker koy falan fisman her sey yolundaydi... Kaplara doldurduktan sonra buzdolabina yerlestirdim ve bekleme evresi geldi catti... Olup olmadigi bundan sonra belli olacakti :)...

Sonrasinda Lage ve ailesi cika geldi. Ya bu Lage ne kadar 'dev' birisi... 2 metre boyunda, kasli bir insan... Ama bi' gorseniz sut dokmus kedi kadar masum ve cok cekingen... Cecilia, yani sevgilisi ve benim hostsisterim, ise tam zitti... Cok konuskan, disa donuk, kisa ve 'kassiz' bir insan... Birbirlerini tamamliyorlar acikcasi. Neyse ailesiyle balkonda 15 dakika civarinda bi' zaman gecirdik, onlar sohbet ettiler, ben salak gibi dikildim, hicbir sey anlamiyordum. Bu sirada da mangalda et vardi, yemege gecmek icin onu bekliyorduk. Ve sonunda pisti, cok iyi bir sekilde kizarmisti. Yemege gectik, ben ebeveynlerimin arasina oturdum, keske Felicia'nin yanina otursaymisim, o bana tercumanlik yapardi bari. Konustular da konustular, ben anlamak icin beynimi kullaniyordum yuzde yuz kapasiteyle. Yemekten sonra yuzde yuz kullandigimin kaniti aci verici bir sekilde ortaya cikacakti zaten... Sonra sira geldi tatliya, sohbetlerine devam ederken ben buzdolabina dogru fark edilmesi zor bi' hamle yaptim ve sutlaclarimi kontrol ettim... Olmuslardi :) ama sanirim ki pirincten dolayi, sutlacta agir bi' pirinc kokusu vardi.... Neyse tatlilari servis ettim, ondan sonra bana sorulari oldugu icin Lage'nin annesi konusmanin dilini ingilizceye cevirdi ve ben nasi' mutlu oldum anlatamam. 2 saatlik suskunluk ve yuzde yuz beyin kapasite kullanimindan sonra en sonunda konusabilecektim, ve dedim ki: Iste bunu biz boyle yeriz, isterseniz bunu firinda kizartabilirsiniz, dondurmayla yiyebilirsiniz bla bla bla... Sonra kasiklar sutlacima daldi. Begendiler... :) Ya da begenmedilerse bile begenmis gibi yaptilar... Tabii ki ben de emeklerim bosa gitmedigi icin mutlu oldum... Tatlidan sonra salon gibi bir odaya gectik, orada da sohbet ettiler. Onlar konusurken, beynimin yoruldugunu bicak gibi kafama saplanan bas agrisindan anladim... Oturur pozisyonda zor duruyordum. Neyseki bu bas agrisi girmesi olayindan 5 dakika sonra kalktilar ve ben kosar adimlarla yatagima gittim, bayanlar ve baylar...

Iste boyle. Artik karsinizda profesyonel bir 'Sutlac' yapici duruyor. Alin, hayrini gorun :P

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...

Saturday, 5 September 2009

Esitlik

Hey sevgili blogcugum...

Bi' onceki yazimdaki gibi icinizi baymacagim bugun... Bugun biraz buralardan, insanlarin birbirlerine nasi' baktiklarindan bahsetmeye caliscacagim.

Ya ilk once garip gozlemlerimden birini sizlerle paylasmak istiyorum, sayin vatandaslar... Norvecceyi biraz biraz sokerken, yeni kelimeler kesfederken bazen bazi kelimeler arasinda baglanti kurmaya basliyor insan... Garip baglantilar... Mesela, 'gift' diye bir sozcuk var, evlenmek anlamina geliyor... Ama eger bu kelimenin sonuna kucuk bi' 'ig' eki getirirseniz her sey tamamen degisiyor. 'Giftig' oluyor kelimeniz, anlami ise 'zehirli'... Host aileme bunu soyluyorum ve verdikleri cevap 'Eee zaten evlilik zehirli bi' sey degil mi??' oluyor... Diyorum ki guzel... Cok 'felsefi'... Ve garip olan bir sey daha var... Bunu bana soyleyen host 'får'imin yaninda da host 'mår'im duruyor... Ve o da basit bi' gulusle kafasini salliyor sadece... Hmm iste kultur 'buzulunun' alt kismi...

Iste boyle oyle... Hah gelelim esas konumuza... Esitlik falan fisman... Orneklerle konuya 'bodozlama' giriyorum. Misal 1...

Burada soyadi olayi Turkiye'dekinden cok cok farkli ve olmasi gerektigi gibi. Simdi elimizde 'Mahmut Zart' adinda bi' erkek ve 'Ummugulsum Fart' diye de bi' kadin olsun. Bunlari gelin bi' 'zehirliyelim'... Zehirledikten sonra soyadlarina tekrar bakacak olursak: 'Mahmut Zart Fart' ve 'Ummugulsum Fart Zart'... Iste boyle hanimlar ve beyler... Burada soyadi uzerinden soy yurumesi diye bir sey yok sadece ad kombinasyonu olusturma var o kadar... Peki bunlarin cocugu olunca ne oluyor? Olan sey su: Cocuk bu soyadlariyla belli bir yasa kadar buyuyor, daha sonrasinda ise hangi soyadini kullanmak istedigine kendi karar veriyor eger ailesinin soyadlarini begenirse. Begenmezse soyadini kendisi seciyor... Guzel bi' uygulama bence.

Gel gelelim misal 2'ye... Aile yasantisindan ornekler geliyor bu sefer de.

Evde tam bir is bolumu var... Yemegi hazirlayan anne ise, baba bulasiklari yikiyor, cocuklar sofrayi topluyor. Temizlik olayinda ise ev belirli bolgelere bolunuyor ve her bir birey kendi bolgesinden sorumlu oluyor. Kiyafetlerin yikanmasinda ise cok bi' is bolumu yok, herkes kendi camasirini camasir odasinda makineyle yikiyor, herkes kendi kiyafetinden sorumlu... Alisveris ise ailecek yapiliyor...

Ya bugunluk bu kadar misal yeter size... Yeri geldigince ve aklima gelince yazacagim, arttiracagim bu misalleri...

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad (og ikke giftig?)

Friday, 4 September 2009

Hey sevgili blog,

Selamlar yolluyorum sizlere Norveclerden... Bu yazimi yine okuldan yaziyorum, ya bu okul cok sikici bi' sey... Tekrar lise okumayi gectim, hicbi' sey anlamamak cok kotu ya... Neyse ama bu okul sosyallesmek icin super bi' ortam... Her gun en azindan 2 tane insanla 1 tane de 'insan ustu varlikla' tanisiyorum. Insan ustu varlik kavramini anlamamis olabilirsiniz, ama buraya gelince insan cok cabuk alisiyor... Ama ben hala alisamadim, kalp krizlerinin esigindeyim...

Gunler rutine binmeye baslayinca insan biraz 'homesick' olayina girislere basliyor ama bunun ustesinden gelmek cok da zor degil... Rutini biraz yenince, biraz isin icine macera ve eglence girince her kotu sey bastan sona aklimdan siliniyor..

Neyse biraz da son gunlerde ne yaptigimdan bahsedeyim... Esasinda cok anormal bi' sey yapmadim, okul iste, insanlarla tanismak, hicbi' sey anlamamak... Ama bu aralar biraz hastayim... Bogaz'lar'im agriyor... Buralarin havasi Turkiye'deki gibi degil... 10 derece falan ogle zamani... Cok bi' seyim yok, iciniz rahat olsun...

Ya bu seferlik bu kadar... Iciniz biraz bayilmis olabilir, cunku cok fazla olagandisi bir sey yasamadim. Ama yine de mutluyum, egleniyorum...

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...

Wednesday, 2 September 2009

Salsa....

Hey millet...

Ya olagan bir sekilde burada zaman cok hizli geciyor. Her sey yeni, yapilacak cok sey var. Ornegin yeni bir dil var onumde kesfetmem gereken, yeni bir sehir, yeni insanlar ve benden bekledikleri, benden istedikleri... Onlari da kesfetmem gerek... Kesfetmeye de basladim, ama basladim sadece. Insanlarin sadece gunluk hayattaki 'davranislarini' gozlemleyebiliyorum, nasil dusunduklerine, kimle beraber mutlu olduklerina dair herhangi bir fikrim yok... Neyse su dil isini bi' halletsem gerisi kolay gibi gorunuyor...

Neyse dun guzel bir gundu... Gereksiz ve anlasilmaz bi' okul gununden sonra, eve gitmedim. Cunku 'vertssøstre'mle salsa kursuna baslicaktik. Eglenceli bi' sey gibi gorundu bana. Salsa kursuna gittik, gereksiz bi' heyecan ve yeni bi' seye baslayacak olmanin verdigi korku beni sardi ama gelen insan toplulugunu gorunce rahatladim cunku hepsi gayet siradan insanlardi. Neyse kurs basladi ama salsa hareketlerini gosteren kadin Norvecce konusuyordu. Al iste ya yine mi anlayamayacaktim? Yaptigi birkac hareketi taklit ettim, ama pek basarili olamadim. Durmadan adim kaciriyordum. Sonrasinda baska 'basit' hareketlere gectik. Eslerle eslesildi, benim esim tabii ki 'vertssøstre'mdi. Hareketleri denedik baya bir sure, peki basarili olduk mu? Hayir tabii ki... Neyse salsaci kadin (?) yanima geldi, Norvecce 'Oyle degil boyle' diyip gitti, tabii ki ben mal gibi kaldim, neyseki yanimda 'tercumanim' vardi. Biraz becerdik, oluyor, hadi madi derken ders bitti.. Neyse ben eve dondum, 'vertssøstre'm sehirde kaldi.

Ya iste.. Oyle boyle salak sacma antri kuntik gunler bunlar... Ama cok guzeller...

Norvec guzel ulke ya... Jeg er glad...

Tuesday, 1 September 2009

Psikopatik orman gezisi med Felicia...

Yeniden selam sevgili 'blog'...

Ya dun nasil bi' gundu anlatamam... Gayet normal okul, yeni insanlar falan filan, sonra evdir yemektir, yorgunluktur falan falan buraya kadar normal... Ama sonrasi tam bi' felaket... Yemekten sonra bir bayginliktir coktu uzerimize, uykumuz var ama uyumak istemiyoruz, bir sey yapalim desen ona da iih... Sonra Felicia'nin aklina cok 'masum' bi' fikir geldi: Yuruyuse cikmak. 10 dakika surecegini soyledi, acikcasi bu sure icinde ve acik havada bayginligimi uzerimden atabilecegimi dusundum..

Evden hizli adimlarla cikti, Felicia. Ben de ona yetisebilmek icin ayakkabilarimi elime alip disari ciktim ama evin esigi 'deli gibi' islakti. Coraplarim ve ayaklarim, dogal olarak, islandi. Sonra ayakkabilarimin arkasina basa basa Felicia'ya yetistim. Asfalt yoldan gidiyorduk ve yol isiklandirmasi gayet iyiydi, onumu ve yoldaki zimbirtilari rahatlikla gorebiliyordum. Sonra asfalt yol bitti ve bi' yol ayrimina geldik. Iki yol vardi secilebilecek... Ikisi de birbirinden beterdi. Isiklandirma yok, yollarin nereye gittigi belli degil, daha dogrusu belli ormanin icine, ve yollar toprakti ve su golcukleriyle doluydu. Neyse soldaki yolu tercih ettik. Bu arada saat 10.30...

Karanlikta Felicia'yi takip etmeye calisiyordum, uzerindeki pembemsi montu secebiliyordum zar zor. Baska hicbi' sey secemiyordum. Bazen ay isigi yoldaki golcuklerden yansiyor, agaclari secilebilir kiliyordu. Sonra Felicia garip bir yola sapti. Toprak yol birden bitti, kayalarin ustunden yurumeye basladik. Ve o sirada deli gibi bi' korku icimi sardi. Cunku daire cizdigimizi fark ettim... Ve hava karanlik, saat gecenin onu... Neyse biraz daha bekledim bu kiz nereye goturuyor beni diye. Tam bunlari dusunurken islak ve kaygan bi' kayaya rastladi adimim ve kayip 'got'umun ustune dustum. Ustum garip boceklerle ve camurla kaplandi. Neyse ki Felicia gelip kalkmama yardim etti... 'Allah razi olsun'... Kayalari astiktan sonra bi' tane sokak lambasi gordum ve nasil sevindim anlatamam, icimi bir huzur kapladi... Herhangi bi' yirtici hayvanla karsilasmadigimiz icin cok cok cok mutluyum ve cok sansli oldugumu dusunuyorum...

Iste boyle beyler ve bayanlar... Cok macerali bi' geceydi. Ama guzeldi ya, bazen insan 'ardinal'e ihtiyac duyuyor, anlarsiniz ya...

Ya merak ediyorum, acaba bunu Turkiye'de yapsaydik n'olurdu??

Neyse yinede Norvec guzel ulke... Jeg er glad...

Monday, 31 August 2009

Geleli 1 hafta oldu yazmaya daha yeni basliyorum... Ilginc...

Herkese Merhaba,

Valla yeniden Turkce konusabilmek daha dogrusu yazabilmek ne kadar guzel bir duygu. Ozlemisim Turkce`yi...

Neyse bi' yerden baslamak lazim. Nereden baslasam acaba? Hah buldum... Kultur soklari, daha dogrusu soklar, cunku burada ne zaman para ile ilgili bir sey gorsem sok yasiyorum. Mesela yasadigim ilk sok gibi. Oslo'ya indikten sonra pasaport kontrolu sirasinda beklerken gozume bir reklam carpti. Cok basit bir reklam, sadece rakamlar ve resimlerden ibaret bi' pizza reklami... Ve kucuk bir problem iceriyordu reklam... Basit bir problem: Bir pizza 300 kron, 5 kron 1 tl ise bi' pizza kac tl'dir??

Gelelim yasadigim ikinci soka: "Anonim" duslar... Oryantasyona geldigimiz gun acikcasi hic bir sey yapmadik. Cunku farkli ulkelerden kalkan ucaklar farkli saatlerde iniyordu. Bu yuzden aktiviteler bir sonraki gun basliyordu. Mahir ile bir kac tur askeri kampin etrafinda, o kadar... Bir kac turdan sonra AFS Norge yazili T Shirtler giyen insanlar elimize mavi dosyalar tutusturdu. Iclerinde oryantasyon ile ilgili materyaller vardi, ayrica bizim odamizda kalan insanlarin da adlari ve ulkeleri vardi... Mahirle ayni odada kaldigimizi fark ettikten sonra bizimle beraber kalan 2 insanin Meksika'dan oldugunu anladik... O anda tuvaletlere konulmus olan dezenfektan ilaclari kapip etrafta Meksikali aradik... Neyse o kadar ileri gitmedik ama biraz tedirgin olduk acikcasi...

Neyse ikinci gun esas oryantasyon gunu yani. Sabah erken kalkmistim biraz. Dus alma dusuncesi aklima geldi. Duslara dogru uykulu bir sekilde yola ciktim. Duslara ulastigimda icinde bulundugum soktan dolayi uykulu ruh halim yerini 'garip' bir ruh haline birakti. Cunku duslar arasinda herhangi bir engel yoktu, herkes anadan dogma ciplakti ve herkes birbirini gorebiliyordu. Bana acikcasi baya garip geldi, hic karsilasmadigim bir sey...

Ya bence bugunluk bu kadar yeter... Oryantasyondan ve karsilastigim kultur soklarindan daha sonra bahsederim. Bundan sonra biraz gunluk yasamadan yazmaya calisacagim ve neler hissettigimden daha cok...

Norvec guzel ulke... :) Jeg er glad...